Bir farkımız yok aslında pişen ekmeklerden köhne bir fırında...
Kimimiz patlıyor dagılıyoruz etrafa...
Kimimiz ise sönük kalmışız,hamurumuzda eksik maya...
Bazısı yakın konmuş ocaga...
Erken pişiyor,yanıyor hatta birazda...
Bazısı ise ateşten birhaber yakın yaşıyor kapaga...
Ustanın maharetine kalmış pişirmek hepsini aynı kıvamda..
Gelin görünki maharetini göstermiyor bu hayat denilen usta...
Kavuruyor kimini ardından atıyor birtarafa...
Kimi ise çig kalıyor,gelin görünki faydası olmuyor onlarında...
Peki ya tam pişenler kıvamında?
Hepsi konuluyor birer birer ayrı sofralara...

Kimse şanslı degil burada...
Seçemiyorsunuz çünkü,izin yok un olarak kalmaya...
Hepiniz mahkumsunuz mayalanıp hamur olmaya...
Ardından o kızgın fırına atılmaya...
Bu oyunda uymak zorundasınız asla koyamıyacagınız kurallara...

Sormuyor hiçkimse,mutluydunuz o bugday tarlasında belkide...
Parçalara bölünürsünüz önce...
Ardından her bir parçanız döner o büyük degirmende...
Kimisi kader der ismine...
Bakarsınız şaşkınca milyonlarca tanenize...
Ardından sormadan sizi kalıplara koyarlar yine...
Çuvallara doldurulur,aynı şekli verirler herbirinize...
Karışmıştır herkesin parçası birbirine...
Benzemek istemeden benzersiniz birbirinize...
Eser kalmamıştır o tarladaki halinizden,hani o salınan her bir dalı özgürce...
Gidersiniz çaresiz,sizden daha güçlülerin sizi sürükledigi yöne...

Ardından birşeyler karıştırılar içinize...
Benliginizi kaybedersiniz iyiden iyiye...
Başkalarının parçalarından sonra,yabancılarda karışır bünyenize...
Bugday tarlasında rüzgar eşlik ederken güneşle sohbetinize
Bulursunuz kendinizi yabancıların ellerinde...
Şekil verirler size sormadan bedeninize...
Bakarsınız kendinize...
Birşeyler kalmıştır yinede...
Bu şekliniz size hiç benzemesede...
Ama gücünüz yetmez hiçbirşeye...
'Sahi ne çok dert edinirdik o böcekleri 'dersiniz kendinize...
'Binlercesi kemirsede yine bugday tarlasına dönsek keşke...'
Dizilmeye başlarsınız yavaşca küreklere...
Farkında degilsinizdir atılacagınızı birazdan ateşe...
Nezaketli gelir bu tavırlar size...
Şaşırır,gülümsersiniz başınıza gelenlere...
Ateşi görür benzetirsiniz güneşe...
Sevinirsiniz,tarlanız gibi bir yerdir gittiginizde belkide...
Anlarsınız ancak o ateş teninize degdiginde...
Geri dönüşü olmayan bir yolda ilerlediginize...
Kimisi çırpınır,kimisi kızar kimisi ise güler haline...
Kızamazsınız yaktıgı için sizi ateşe bile...
Onuda benzetirsiniz kendinize...
Sizi yakıcak ardından sönücektir kendiside...
Seçildigi için oradadır sadece...

Şöyle bir bakıyor ardından patlatıyorum kocaman bir kahkaha
Yarım yaşadıgımız saçmasapan hayatlarımıza
Ne bugday ne de ateş suçlu burada...
Hepimiz konuluyoruz birer birer küreklere,atılıyoruz fırına...
Ve devam ediyoruz seçemedigimiz hayatlarımızı yaşamaya...
-lilith-
Kimimiz patlıyor dagılıyoruz etrafa...
Kimimiz ise sönük kalmışız,hamurumuzda eksik maya...
Bazısı yakın konmuş ocaga...
Erken pişiyor,yanıyor hatta birazda...
Bazısı ise ateşten birhaber yakın yaşıyor kapaga...
Ustanın maharetine kalmış pişirmek hepsini aynı kıvamda..
Gelin görünki maharetini göstermiyor bu hayat denilen usta...
Kavuruyor kimini ardından atıyor birtarafa...
Kimi ise çig kalıyor,gelin görünki faydası olmuyor onlarında...
Peki ya tam pişenler kıvamında?
Hepsi konuluyor birer birer ayrı sofralara...
Kimse şanslı degil burada...
Seçemiyorsunuz çünkü,izin yok un olarak kalmaya...
Hepiniz mahkumsunuz mayalanıp hamur olmaya...
Ardından o kızgın fırına atılmaya...
Bu oyunda uymak zorundasınız asla koyamıyacagınız kurallara...

Sormuyor hiçkimse,mutluydunuz o bugday tarlasında belkide...
Parçalara bölünürsünüz önce...
Ardından her bir parçanız döner o büyük degirmende...
Kimisi kader der ismine...
Bakarsınız şaşkınca milyonlarca tanenize...
Ardından sormadan sizi kalıplara koyarlar yine...
Çuvallara doldurulur,aynı şekli verirler herbirinize...
Karışmıştır herkesin parçası birbirine...
Benzemek istemeden benzersiniz birbirinize...
Eser kalmamıştır o tarladaki halinizden,hani o salınan her bir dalı özgürce...
Gidersiniz çaresiz,sizden daha güçlülerin sizi sürükledigi yöne...

Ardından birşeyler karıştırılar içinize...
Benliginizi kaybedersiniz iyiden iyiye...
Başkalarının parçalarından sonra,yabancılarda karışır bünyenize...
Bugday tarlasında rüzgar eşlik ederken güneşle sohbetinize
Bulursunuz kendinizi yabancıların ellerinde...
Şekil verirler size sormadan bedeninize...
Bakarsınız kendinize...
Birşeyler kalmıştır yinede...
Bu şekliniz size hiç benzemesede...
Ama gücünüz yetmez hiçbirşeye...
'Sahi ne çok dert edinirdik o böcekleri 'dersiniz kendinize...
'Binlercesi kemirsede yine bugday tarlasına dönsek keşke...'
Dizilmeye başlarsınız yavaşca küreklere...
Farkında degilsinizdir atılacagınızı birazdan ateşe...
Nezaketli gelir bu tavırlar size...
Şaşırır,gülümsersiniz başınıza gelenlere...
Ateşi görür benzetirsiniz güneşe...
Sevinirsiniz,tarlanız gibi bir yerdir gittiginizde belkide...
Anlarsınız ancak o ateş teninize degdiginde...
Geri dönüşü olmayan bir yolda ilerlediginize...
Kimisi çırpınır,kimisi kızar kimisi ise güler haline...
Kızamazsınız yaktıgı için sizi ateşe bile...
Onuda benzetirsiniz kendinize...
Sizi yakıcak ardından sönücektir kendiside...
Seçildigi için oradadır sadece...

Şöyle bir bakıyor ardından patlatıyorum kocaman bir kahkaha
Yarım yaşadıgımız saçmasapan hayatlarımıza
Ne bugday ne de ateş suçlu burada...
Hepimiz konuluyoruz birer birer küreklere,atılıyoruz fırına...
Ve devam ediyoruz seçemedigimiz hayatlarımızı yaşamaya...
-lilith-